Yapay Zekâ: dost mu, düşman mı?

Y

Yapay zekâ, robotlar, sanal gerçeklik, otonom araçlar, makine öğrenmesi, veri işleme… Dünyada hızla gelişen bu teknolojiler için dev firmalar ciddi yatırım ve üretim programları yapıyor, akademik ortamlar araştırmalarını bu alanlarda yoğunlaştırıyor.

Yapay zekâ alanındaki gelişmelerin öngörülenden hızlı ilerlemesi ve sonuçlarının insanlığı tehdit etme olasılığı karşısında, başta ünlü fizikçi Stephen Hawking olmak üzere; Frank Wilczek, Max Tegmark, Stuart Russell, Elon Musk, Steve Wozniak, Bill Gates gibi bilim ve teknoloji dünyasından önde gelen birçok isim ‘yapay zekâ’nın oluşturabileceği tehlikelere dikkat çekmeye başladı. Ayrıca, birçok yapay zekâ araştırmacısı da onlara bu konuda destek veriyor…

Fikir babası Alan Turing olmakla birlikte, “Yapay Zekâ”nın kavramsal temelleri dönemin bir grup öncü bilim insanı tarafından 1956 yılında Dartmount Koleji’nde düzenlenen konferansta atılarak “Artificial Intelligence: AI” şeklinde ifade edilmiş ve zeki bilgisayarların gerçekleştirilme olasılığının araştırılması önerilmiştir. Aradan geçen 60 yıllık zaman diliminde bilgisayarların işlem hızındaki artış, yapay zekâ araştırmalarındaki gelişme ve sonuç olarak insan zekâsına yakın sistemlerin oluşturulmaya başlanmasıyla, bu uç teknolojiler yeni bir boyut kazandı. Bilim insanlarının şimdiki hedefinde düşünen, anlayan, algılayan robotlar var…

Güçlü yapay zekâ fikrinin ancak yüzyıllar sonra başarıya ulaşabileceği düşünülüyordu fakat yakın zamanda gerçekleşen buluşlarla; 5 yıl önce uzmanlar tarafından onlarca yıl sonra olması beklenen yapay zekâ ile ilgili gelişmeler şu anda gerçekleşmiş vaziyettedir. Bununla beraber de günlük hayattaki süper yapay zekâ olasılığını uzmanlar ciddi ciddi ele almaya başladılar. Bazı uzmanlar insan seviyesindeki yapay zekânın yüzyıllar ötede olduğunu düşünse de, 2015 Puerto Rico Konferansı’nda bulunan birçok yapay zekâ araştırmacısı bunun 2060 yılından önce olacağını tahmin ediyor. Güvenlik araştırmalarının onlarca yıl alabileceği düşünüldüğünde, şimdiden tedbirli olmak gerekiyor.

Yapay zekânın insan zekâsını geçebilecek potansiyeli bulunduğundan, geçtiğinde nasıl davranacağı konusunda kesin bir tahmin yapamıyoruz. Geçmiş teknolojik gelişmeleri bu konuda kullanamıyoruz çünkü daha önce zekâ yönüyle bizden üstün olan hiçbir şey oluşturmadık. Nelerle yüzleşeceğimize en güzel örnek ise bizim evrimimiz olabilir. İnsanlar şu anda gezegeni kontrol ediyor ve bu; bizim en güçlü, hızlı veya büyük tür olmamızdan değil Dünya’nın en zekisi olmamızdan kaynaklanıyor. Eğer en zeki olma özelliğimizi kaybedersek hala kontrolün bizde olduğundan emin olabilir miyiz?

İngiltere’nin en önde gelen bilim insanlarından biri olan Prof. Dr. Stephen Hawking, düşünen makinaların bizlerin var oluşuna karşı büyük bir tehdit olduğunu ileri sürdü.

Ünlü fizikçi Stephen Hawking gibi bazı düşünürler, yapay zekânın bir endişe kaynağı olduğunu belirtiyorlar.

Düşünen Makinalar

Düşünen otomatların (automata) dost mu, düşman mı olduğu tartışması antik zamanlara kadar gider. Maryland Üniversitesi’nde yapay zekâ araştırmaları yürüten bilgisayar bilimci Dr. Don Perlis şöyle söylüyor:

İnsan olmayan bir yapının zeki olması fikri, insan bünyesine pek huzur verici nitelikte değildir.

Perlis’in söylediğine göre, insana benzeyen mitolojik figürlere veya insansı otomatonlara (“otomata” sözcüğünün tekili) tapan insanlara dair izler Antik Yunan ve Antik Mısır’a kadar gidiyor. Gü- nümüzde de bu tür yapay zekâlar popüler kültürün önemli bir parçasıdır. Stanley Kubrick’in 2001: A Space Odyssey filmindeki akıllı bilgisayar HAL 9000’den Arnold Schwarzenegger’in Terminatör filmlerine kadar bunun örneklerini görmek mümkündür.

Perlis, yapay zekâ alanı resmi olarak 1950’lerde inşa edildiğinden beri insanların bir makina yükselişi hayal ettiğini söylüyor. Yakın geçmişte Google’a mühendislik başkanı olarak alınan mucit ve fütü- rist (sistematik olarak gelecekte olabilecekleri tahmin eden ve buna yönelik çalışmalar yapan bilim insanlarından) Ray Kurzweil, makina zekâsının insan zekâsını aştığı noktaya “tekillik” (singularity) adını veriyor. Kurzweil, teknolojinin eksponansiyel (giderek hızlanan) şekilde büyümesini öngören Moore Yasası’nı kullanarak tekilliğin 2045 yılında gerçek olacağını tahmin ediyor. Moore Yasası’na göre teknolojik gücümüz ortalama 2 yılda bir yaklaşık 2 katına çıkıyor.

Moore Yasası, Intel şirketinin kurucularından Gordon Moore’un 19 Nisan 1965 yılında Electronics Magazine dergisinde yayınlanan makalesi ile teknoloji tarihine kendi adıyla geçen yasa.

Ancak yapay zekânın bilimsel tarafı incelenecek olduğunda, heyecan ve hayal kırıklığının hep döngüler halinde birbirini takip ettiği görülür. Çünkü bu alanda sıklıkla devasa tahminler sonuçsuz kalarak hayal kırıklığını doğurmuştur. Reading Üniversitesi’ndeki Turing Testi etkinliği de, bunun örneklerinden birisidir: birçok bilim insanı, Eugene Goostman’ın performansını ucuz bir numara olarak değerlendirmiş- tir. Söylediklerine göre bu sohbet programı, İngilizce’yi anadili olarak konuşamayan bir kişiliği (genç bir çocuğu) taklit ederek sistemi kandırmıştır. Zaten günümüzde birçok bilim insanı, geliştirilmiş ve güncellenmiş bir Turing Testi’nin geliştirilmesi gerektiğine ikna olmuş haldedir.

Buna rağmen, çok sayıda ünlü bilim insanı ve teknoloji uzmanı, yapay zekânın gelişmesi ve yükselmesi için insanlığın yeterince emek harcamadığında da hemfikirdir. Kasım 2014’te Stephen Hawking, Yapay Zekâ’nın doğurabileceği sonuçlarla ilgili bir uyarıda bulunmuştur. Hawking yalnız da değildir. SpaceX uzay araçları firmasının CEO’su ve kurucusu, Tesla Motors’un CEO’su, PayPal’ın kurucusu Elon Musk, yapay zekânın insanlığın varlığı için en büyük tehdit olabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. Bir keresinde şöyle bir tweet atmıştı:

Yapay zekâ konusunda çok dikkatli olmalıyız. Nükleer bombalardan bile tehlikeli olma potansiyeli var

Mart 2014’te Musk, Facebook’un kurucusu ve CEO’su Mark Zuckerberg ve oyuncu Ashton Kutcher güçlerini birleştirerek Vicarious FPC isimli bir firmaya 40 milyon dolar yatırımda bulundular. Bu firma, yapay bir beyin yaratma peşinde. O zamanlarda Musk, CNBC’ye şöyle demişti:

Bir gözüm sürekli olarak yapay zekâ konusunda neler döndüğünde… O sahadan potansiyel bir tehlike doğabilir.

Ancak yüksek profilli teknoloji liderlerinin bu korkularına rağ- men, birçok araştırmacı “güçlü yapay zekâ” veya “genel yapay zekâ” adı verilen bu şekilde bilinçli makinaların yükselişi muhtemelen henüz oldukça uzakta olduğunu belirtiyor. Massachusetts temelli yazılım şirketi Nuance Communications’ın yapay zekâ başkanı olan Charlie Ortiz şöyle söylüyor:

Makinaların insanlardan daha zeki olacağını düşünmek için bir neden göremiyorum. Bu yarın olacak bir şey değil. Bizi yok etmeyecekler ya da bize zarar vermeyecekler. Bilgisayarların bu seviyenin yanına bile yaklaşabilmesi için daha yapmamız gereken çok fazla şey var.

Çıkarcı Makinalar

Yapay zekâ sahası oldukça geniş ve aktif bir araştırma sahasıdır. Ancak günümüzde artık sadece akademik çalışmaların sınırları içerisinde değildir. Giderek artan bir hızla, şirketler de yapay zekâyı ürünlerine katmaya başladılar. Bu saha söz konusu olduğunda, dönüp dolaşıp karşınıza çıkacak tek bir isim vardır: Google. Akıllı telefon asistanlarından sürücüsüz arabalara kadar sayısız ürünüyle bu teknoloji devi, yapay zekânın geleceğini şekillendirecek olan temel oyunculardan birisidir.

Google, makina öğrenmesimachine learning” alanındaki öncülerdendir. Makina öğrenmesi, bir bilgisayar sisteminin elindeki verilerden bir şeyler yapmayı öğrenmesi demektir. Yani bu makinalar, kör bir şekilde ona verilen komutları yerine getirmez. İş yaparken, bir yandan da yeni yöntemler öğrenirler. Google, daha genel ismiyle “derin öğrenme” adı verilen makina öğrenmesi algoritmalarını kullanmaktadır. Bu algoritmalar, devasa miktarda veri içerisindeki kendini tekrar eden desenleri tespit etmeye yaramaktadır.

Örneğin, Haziran 2012’de Google, 16.000 bilgisayardan oluşan bir yapay sinir ağı (neural network) inşa etmiştir. Bu bilgisayarlar, YouTube üzerinden milyonlarca kedi videosunu tarayarak, bir diğer zaman kedi gördüğünde onu diğer cisimlerden ayırt edebilecek şekilde kendilerini eğitmişlerdir. Düşünebiliyor musunuz? İnsanlık 16.000 bilgisayarı bir araya getirerek tıpkı beynimiz gibi dev bir sinir ağı inşa ediyor ve buna öğrettiği ilk şey, kedi videoları izlemek ve kedileri tanımak oluyor! Şaka bir yana, tekrar soruyoruz: düşünebiliyor musunuz? Kendisine kedinin ne olduğu tanımlanmayan dev bir bilgisayar ağı, tıpkı bir bebeğin doğumundan itibaren deneyimlediği sayısız şeyden çıkarımlar yaparak bir şeyleri ayırt etmeyi öğrenmesi gibi, kedi videolarının baş kahramanını ayırt edebilmeyi öğrenmiştir.

Google Brain (Google Beyni) adı verilen bu proje, Stanford Üniversitesi’nde yapay zekâ araştırmaları yürüten Andrew Ng tarafından yürütülmektedir. Şu anda Ng, kimi zaman “Çin’in Google’ı” olarak da bilinen Baidu isimli Çince arama motoru firmasının başındadır. Günümüzde “derin öğrenme” algoritmaları Google ve Baidu’nun birçok ürünün bir parçası olarak görev yapmaktadır. Ng’in söylediğine göre bu ürünler arasında ses tanımlama, internet aramaları ve reklam gibi birçok ürün bulunmaktadır. Andrew Ng şöyle söylüyor:

Şu andaki bilgisayarlar daha şimdiden insanlar tarafından yapılan birçok işi yapabilmektedir. Ancak insan benzeri bir zekâya sahip olmalarına henüz zaman var. Bana kalırsa henüz tekillik noktasından çok uzaktayız. Günümüzdeki pek çok yapay zekâ uzmanı buna ulaşmaya çalışmaz bile.

Yapay Zeka: Dost mu Düşman mı? – Levent Akın

Yapay Zekâyı Ciddiye Almak

2014 yapımı Transcendence (Evrim) isimli filmde aktör Johnny Depp zihnini bir bilgisayara aktarıyor; ancak güç sevdası kısa sürede benliğini ele geçirerek insan dostlarının hayatını tehlikeye atıyor. Hollywood filmleri genellikle bilimsel isabetliliği ile bilinmez. Ancak filmlerin genel teması, genellikle tamamen uydurma olmuyor. Nisan 2014’te Transcendence vizyona girdiğinde Stephen Hawking, fizikçi Frank Wilczek, kozmolog Max Tegmark ve bilgisayar bilimci Stuart Russell ortak bir bildiri yayınlayarak yapay zekânın tehlikeleri konusunda insanları uyardılar. Hawking ve diğerleri makalede şöyle yazdılar:

Fazlasıyla zeki makinaların sadece birer bilimkurgu ürünü olduğunu düşünerek onları görmezden gelmek çok yaygındır. Ancak bu büyük bir hatadır. Belki de, tür olarak yaptığımız en büyük hata budur. Kuşkusuz yapay zekâ birçok faydaya sahiptir: savaşların tamamen durdurulmasından tutun da, yoksulluğun önüne geçilmesine kadar. Zeki makinalar yaratmak, insanlık tarihinin en büyük başarısı olabilir. Ancak bu başarı, aynı zamanda sonuncu da olabilir. Tekilliğin insanların başına gelebilecek en iyi veya en kötü şey olduğu düşünüldüğünde, bu sahaya ve etkilerini anlamak için yeterli kaynakların ayırılmadığını görebiliriz. Her ne kadar yapay zekânın kısa vadeli etkileri, onu kimin kontrol ettiğine göre değişebilecek olsa da, uzun vadeli etkisi, tamamen kontrol edilip edilemeyeceğine bağlıdır.

About the author

Add comment

By Admin




Son Yazılar