Teknoloji Haberleri

Sürücüsüz otomobiller gerçekten tehlikeli mi?

Sürücüsüz otomobillerin yakın gelecekte eşi benzeri görülmemiş bir ekonomik, sosyal ve çevresel bir değişime yol açacakları düşünülüyor. Peki bu otomobiller gerçekten tehlikeli mi?

  • 2018 başında özerk otomobiller yollara çıkmaya hazır gibiydi. Derken kendi kendine giden bir Uber arabası bir gece Tempe, Arizona’da bir kadına çarpıp ölümüne yol açtı.

Bu olay insanları kaygılandırarak bu teknolojinin büyük hatasını ortaya koydu: Her koşul altında tehlikeleri tutarlı biçimde saptayamıyor. Yanlış zamanda gelen bir yansıma bile aracın algılama sistemini yanıltabiliyor. Tam özerklik birçok teknolojiye ihtiyaç duyuyor. GPS, arabaya en iyi rotayı söylüyor. Radar, lidar ve kameralardan oluşan algılayıcılar ise engelleri saptıyor. Yapay zekâya sahip bilgisayar işe bu girdileri işleyerek hızlı kararlar veriyor: Karşındaki insansa dur ama yapraksa ez, gibi.

Araçların her koşul altında her tehlikeyi saptayabilmek için yüz binlerce saat eğitilmesi lazım. Araç üreticileri bu süreyi kısaltmak için prototipleri yollara çıkarıyor. Uber’in de yaklaşımı buydu ancak 2018’deki kazadan sonra şirket frene bastı ve bu yıl Pittsburgh’da daha geleneksel bir yaklaşımı benimsiyor. Uber’in özerk araçları artık sadece gündüzleri, hava açıksa ve hızları 40 km/s’yi geçmeyecek biçimde dolaşacak. Uber’in rakipleri yarışı kazanabilir çünkü Google’dan kopan Waymo, araçlarını ABD’nin 25 şehrinde test ediyor ve geçen aralık ayında robot taksi hizmetini Phoenix’te hizmete soktu. Yine de her zaman sürülebilecek modellere daha çok var. Michigan Üniversitesi özerk araç test müdürü Huei Peng, “Yağmurda ve karda 80 km/s hızla kendi kendine gidebilecek bir araca daha çok var” diyor. Waymo’nun CEO’sunun kısa süre önce yaptığı açıklama daha karamsar: Böyle bir şey hiçbir zaman olmayabilir.

UMUT VEREN TEKNOLOJİLER

1. Daha Ucuz Algılayıcılar

Elektronik gözler yolların eksiksiz bir görüntüsünü sunuyor ama yüksek çözünürlüklü kameralar, radar, lidar ve diğer algılayıcılar da buna eklenince iyimser bir tahminle bile 75.000 doları gözden çıkarmak gerekiyor. Optik mühendisleri daha az cep yakan ürünler üzerinde çalışıyor. Örneğin; Waymo, sadece 7.500 dolarlık, çatıya monte edilen bir dönen lidar yaptığını söylüyor. Özel araç şirketleri Ar-Ge çalışmalarını sır gibi saklasa da, mühendisler uğraştıkça maliyetler düşecek.

2. Daha İyi Mobil Beyinler

Sürücüsüz araçlar, algılayıcılardan gelen verileri bölümledikten sonra, adına sinir ağı denen bir tür YZ aracılığıyla navigasyon ipuçlarına dönüştürüyor. İnsan beynini andıran bu sistemin yola dikkatsizce çıkan yayaları her tür hava ve ışık koşulunda saptayıp milisaniyeler içinde fren yapması, direksiyon kırması ya da hızla yola devam etmesi gerekiyor. Programcılar 1980’lerden beri ağları araç sürmek için eğitiyor ama bu hep yavaş ve eski yongalar üzerinde oluyordu. Neyse ki günümüzde kısmen bilgisayar oyunları sayesinde, grafik işlemcileri artık yolları okuyabilecek kadar hızlı.

SÜRÜCÜSÜZ OTOMOBİL KONSEPTLERİ VE PROTOTİPLER

Robotlar yüzyılın ortasından beri ehliyet kursunda ama hâlâ mezun olup direksiyon başına geçemedi.

1958 – Mühendisler özerkliği sıfır ile (tümüyle insan kontrolü) beş (tümüyle robot sürücü) arasında değerlendiriyorlar. Ayağınızı pedaldan çekmenin ilk adımı, 1950’lerin sonunda Chrysler otomobillerde görücüye çıkan seyir kontrolüydü.

1989 – Otomobiller 2. düzeye yaklaştıkça dünyayı görmeyi ve basit tehlikeleri tanımayı öğreniyor. Algılayıcılar ve bilgisayarlı beyin sayesinde, Carnegie Mellon’un ALVINN adlı ambulansı üniversite kampüsünde dolaşabiliyordu.

2007 – 3. düzey ve yukarısı için, otomobillerin çok az yardımla ya da hiç yardım almadan belirli rotalarda gidebilmesi gerekiyor. Carnegie Mellon’un Boss adlı arabası trafik sinyallerinin ve diğer araçların olduğu yaklaşık 80 kilometrelik yolu gidebiliyor.

İNSANLARIN SÜRÜCÜSÜZ ARANALARA GÜVENMESİ İÇİN NE GEREKİYOR?

40 yaşındaki Elaine Herzberg, 18 Mart 2018’de Tempe, Arizona’da yolun karşısına geçiyordu ki saatte 65 km hızla yol alan bir Volvo SUV oma çarpıp öldürdü. Elaine her yıl ABD’de araba çarpması sonucu ölen binlerce yayadan biriydi ama onun ölümüne diğerlerinden ayıran çok farklı ve modern bir yan vardı: Volvo’nun direksiyonunda kimse yoktu. Arabayı bir bilgisayar kullanıyordu.

Kendi kendine giden bir arabanın yol açtığı bir ölüm diğerinden daha trajik olmayabilir ama ölüm kalım meselelerinde kararı teknolojiye bırakma konusunda gönülsüz olmamıza yol açıyor. Kazanın üstünden bir iki ay sonra AAA tarafından yapılan anket, Amerikalıların %73’ünün tümüyle özerk bir araca binmekten korktuğunu ortaya çıkardı. Bu rakam, Herzberg’in ölümünden sonra %10 artmıştı.

Kendi kendine giden arabalar daha şimdiden sokaklarda dolaşıyor, dönen lazerleri ve diğer algılayıcıları etraflarındaki dünyayı tarıyor. Bu araçların bazıları Waymo ya da General Motors gibi büyük şirketlere ait. (Waymo, Google’ın ana şirketi Alphabet’in bir parçası) bazılarıysa muhtemelen adını bile duymadığınız Drive.ai ya da Aptiv gibi şirketlerin. Arizona’daki ölümlü kazaya karışan Volvo, Uber’indi ve bu olaydan sonra Uber dokuz ay boyunca kendi kendine giden arabaları yollardan çekti. İyi ama, bu robot şoförlerden niye bu kadar çekiniyoruz ve güvenimizi kazanmak için ne yapabilirler?

Bu soruları anlamak için, öncelikle psikologların zihin kuramı dediği şeye bakmak faydalı olur. Yolun karşısına geçmeden önce sürücüyle göz kontağı kurup şöyle düşünebiliriz: “Beni görüyor, o yüzden güvendeyim” ya da “Beni görmüyor, o zaman güvende değilim” Bu hem yayayken hem de direksiyon başında, farkında bile olmadığımız kadar çok başvurduğumuz bir taktik. British Columbia Üniversitesinden psikoloji alanında doçent olan ve Nature Human Behaviour dergisinde bu konu üzerine yazan Azim Shariff, “Başka insanların nasıl davranacağını biliyoruz, çünkü kendimizin nasıl davranacağını biliyoruz” diyor.

Fakat bir algoritmayla göz kontağı kuramazsınız. Özerk otomobillerde genelde, gerekirse kontrollü ele almaya hazır insanlar oluyor ama araç kendi kendine sürüş modundayken ipler bilgisayarın elinde. “Makine zihnine ilişkin bir kuram öğrenmemiz gerekiyor.” diyor Shariff. Yani kendi kendine giden otomobillerin, makinenin zihninin ne planladığını gösterecek sinyaller (buradan kasıt dönüş sinyalleri değil) vermesi gerekiyor.

Çözümlerden biri, Teksas’ta kendi kendine giden minibüsleri olan Drive.ai firmasından. Firmanın parlak turuncu ve mavi araçlarının dört yanında, çevreye mesaj veren LED ekranlar var. Bu ekranlarda, aracın önünden geçen bir yayaya “Geçmeni Bekliyorum” ya da “Şimdi Hareket Edeceğime / Yola Çıkma” türü uyarılar gösteriyor. Yayalar değil de yolcular için benzer stratejiler düşünülmüş: Wayno araçlarındaki ekranlar, araç sürücülerine özerk aracın gördüğünün basit ve hareketli bir versiyonunu gösteriyor. Bu ekranlar aynı zamanda aracın ne yapmakta olduğunu da gösterebiliyor, mesela durup bir insanın karşıya geçmesine izin vermek gibi. Shariff, “Güven, kendini bir başkasına karşı savunmasız bırakmaya razı olmaktır” diyor. “Karşımızdaki insanın ne yapacağını kolayca tahmin edebildiğimiz için güveniriz.” Tüm bunlar demek oluyor ki, eğer araçlar kestirilebilir olur ve yapacaklarını söyledikleri şeyi yaparsa insanların onlara duyduğu güven de artar. Tanıdık geldi mi?

Makine zihniyle iletişim kurmak önemli ama bu, sürüş sırasında insanlar gibi düşünüp davranmasını istediğimiz anlamına da gelmemeli. Hatta özerk araçların bize vaat ettiği şey, silikon beyinlerinin bir yandan mesajlaşıp araç sürmek ya da sarhoş kafayla direksiyon başına geçmek, sevgiliden ayrılıp otoyolda tam gaz ilerlemek gibi aptalca şeyler yapmamak. Özerk araçlar üzerine araştırma yapan RAND Corporation adlı düşünce kuruluşunda kıdemli politika analisti olan Marjory S. Blumenthal, bu araçların normal araçlardan “daha güvenli olma potansiyeli bulunduğuna inanıyorum” diyor. Fakat bundan emin olmak için yeterince veri bulunmadığının da altını çiziyor.

Güvenliği sağlamanın garantili yöntemlerinden biri, yavaştan başlamak. Michigan Üniversitesi’nin bir çift kendi kendine giden mekik otobüsü saatte yalnızca 12 mil (yaklaşık 20 km) hızla gidiyor. Bu araçlardan sorumlu olan makine mühendisliği öğretim elemanı Huei Peng, projenin ardındaki araştırma ekibinin güveni sağlamak için beklentileri düşük tuttuğunu söylüyor. Diğer uzmanlar gibi Peng de kendi kendine giden araçları asansörlere benzetiyor. İlk başta insanları korkutan ama sonraları herkesin alıştığı bir teknoloji.

Son olarak, herkesin özerk otoları binip de gezecek kadar sevmesi gerekmiyor, özellikle de en başta. Carnegie Mellon Üniversitesi’nde Metro 21: Akıllı Şehirler Enstitüsü’nün yöneticisi olan Raj Rajkumar, kamuoyunun homojen olmadığını söylüyor. Bu teknolojiyi ilk olarak erken benimseyenler, ardından da araba kullanmayı sevmeyenler, en son da kuşkucular alacak diyor Rajkumar. “O yüzden, bu uzun bir süreç.” Güven, kendi kendine giden arabalar gibi gelişiyor, yani yavaşça.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir