Genel

İnsanlığın Öyküsü: Kıtaları aşıp bu gezegeni nasıl ele geçirdik?

Evrimle ilgili ünlü illüstrasyonu bilirsiniz. Maymunlardan başlar ve bizi adım adım günümüzün modern insanına getirir. 

Gerçekte ise evrimsel geçmişimiz oldukça karmaşıktır. Atalarımızla yollarımız defalarca ayrılmış, sonra tekrar birleşmiş, sonra tekrar ayrılmıştır. Aile ağaçlarını çizerken her dal farklı bir türü, genetik olarak birbirine yakın olan bir grup canlıyı simgeler. Yeni türler doğal seçim sürecinde ortaya çıkar: Çevre koşulları bazı canlılara diğerlerine oranla daha iyi davranır, onlar da zamanla ya bu koşullarla uyumlu şekilde yaşar ya da daha iyi karşı koymak için evrimleşirler. 

Kırık dökük fosil kayıtlarına rağmen akademisyenler, homininlerin (içinde insanların ve iki ayak üstünde yürüyen ilkel atalarımızın da dolduğu bir grup) evrimini altı milyon yıl öncesine tarihliyor. Oysa, sahada çalışan bilim insanları sürekli nesli tükenmiş yeni hominin kalıntıları bulunuyor. Bu da insanın evrimi teorisinin de sürekli olarak yeni bilgiler ışığında evrim geçirmesine neden oluyor. 

Modern insanların ve şempanzelerin altı ile sekiz milyon yıl kadar önce ortak bir atadan evrimleştiğini biliyor olsak da bilim insanları hala en eski hominin kalıntısı bulmak ve bu iki türün birbirinden ayrıldığı anı tam olarak tespit etmek için uğraşıyor. Amaç, insan evrimi konusundaki en temel soruya yanıt bulmak: Maymunları hangi olaylar ve adaptasyonlar serisi insanlara dönüştürdü?

Hominin Aile Ağacı
Kayıp kuzenlerimizi tanıyalım

Australopithecus Grubu: Bu gruptaki türler aynı kolaylıkla iki ayak üzerinde yürüyebiliyor veya ağaçlara tırmanabiliyordu. 

Homo Grubu: Günümüzün modern insanının da içinde bulunduğu bu gruptaki türlerin büyük beyinleri vardı, alet kullanabiliyorlardı. Afrika kıtasından dışarı çıkıp yayılan ilk grup bu oldu.

Paranthropus Grubu: Karakteristik özellikleri büyük dişler ve güçlü çeneler olan bu grup zor zamanlarda sert bitkilerle besleniyordu.

Ardipithecus Grubu:  Diğer primatlar ile aramızdaki en yakın bağlantı olan bu erken insansılar Afrika’da evrimleşti ve iki ayak üzerinde yürümeyi öğrenen ilk grup oldu.

Bulmacanın parçalarını bir araya getirmek

Paleoantropologlar evrimsel geçmişimizi araştıran bilim insanları. Aile ağacımızın parçalarını birleştirmeye çalışırken en önemli ipuçlarını fosillerden elde ediyorlar. Geçmişte yaşamış homininlerin kemikleri ve dişleri gibi fiziksel kanıtlar onları sınıflandırmalarına imkân veriyor. Tarihleme için kullanılan en modern yöntem, yani radyo karbon tarihleme sadece 40.000 yıl ve sonrasına kadar gidebiliyor. Uzmanlar fosillere ve içinde hapsoldukları kayalarının katmanlarına bakarak daha öncesine dair bilgiler elde etmeye çalışıyor. Yerel jeolojik kapı üzerinde titiz çalışmalar ve kimyasal analiz yöntemleriyle bu katmanların arasında hapsolmuş fosillerin tarihlemesi yapılmaya çalışılıyor. Son on yılda DNA dizileme yöntemi sayesinde bu alanda büyük devrimler yaşandı. Genetik mutasyonlar önceden tahmin edilebilir hızda ilerlediği ve nesilden nesle aktarıldığı için geçmişten gelen DNA’lar günümüz DNA’ları ile karşılaştırılarak atalarımızın biyolojisi ve davranışları hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz.

Homo Genus

En yakın akrabamızı diğer insan türlerinden farklı kılan şey ne?

Homo heidelbergensis, ilk kez 1907 yılında Heidelberg yakınlarında bir taş ocağındaki çene kemikleri ile keşfedilmiştir. Bulunan çene, modern insanlar gibi küçük dişli olsa da modern insanın aksine çene kemikleri fazlasıysa geniş ve ağırdır.

Wikipedia
Homo Genus - Homo habilis - Homo heidelbergensis
Homo grubu üyelerinin en önemli karakteristik özellikleri

Bu gezegendeki tüm insanlar tek bir türe ait: Homo sapiens. Bu gruptaki tüm türler insana benzer özelliklere sahip. Homo genus yaklaşık üç milyon yıl önce Afrika’da bir yerlerde ortaya çıktı. O dönemde bu bölgede 11 farklı hominin türü olduğu düşünülüyor. En eski Homo fosili (2.8 milyon yaşında) Homo habilis türüne ait. Latince “becerikli adam” anlamına geliyor ve alet kullanabilen ilk hominin olduğuna inanılıyor. Erken dönem Australopithecus’larda olan maymun benzeri bedensel özelliklere sahip olsa da beyi daha büyüktü. Alet kullanmak ve beyin boyutu Homo genus’u tanımlayan en önemli karakteristik özellikler. Üçüncü ise dik bir iskelet ve iki ayak üzerinde yürüyebilme yeteneği. Bu değişimler; bir araya geldiğinde bu türüm çevreye uyum sağlama, problemleri çözme ve uzun mesafelere yolculuk etme imkanı vermiş oldu. Kendi türümüzün 200.000 yıl önce güçlü, atletik Homo heidelbergensis’ten evrimleştiği düşünülüyor. Onlar ise Homo erectus’tan geliyor. Homo erectus tarihin en güçü homininleri arasında ve iki milyon yıldan uzun bir süre hayatta kalmayı başardı. Bilim insanları uzun yıllar boyunca Homo sapiens’in Dünya’nın dört bir yanına yayılmadan önce Afrika’da evrimini tamamlamış olduğu (Afrika’dan çıkış hipotezi) veya Dünya’nın farklı yerlerinde aynı anda evrimleştiği (çoklu bölge hipotezi) konusunda tartıştı. Son DNA çalışamalrı bize 150.000 yıl önce yaşamış tek bir toplumdan evrimleştiğimizi gösteriyor, bu da Afrika’dan çıkış hipotezini güçlü bir şekilde destekler nitelikte. 

İnsanlar ve Neandertaller çiftleşti mi?

Bilim insanları 2010 yılında insan evrim tarihinde yeni bir dönemeci temsil eden bir buluş açıkladı. Bulunan Homo neanderthalensis DNA’ları 50.000 – 60.000 yıl önce (modern insanlarla aynı dönemde yaşarken) iki türün zaman zaman çiftleştiğini gösteriyordu. Aslında günümüzde yaşanan ve Afrika’lı olmayan her insan genomu yüzde dört civarında Neandertal DNA’sı içeriyor.

Neandertaller bizim en yakın kuzenlerimiz. Onlar da Homo heidelbergensis’ten evrimleştiler. Genetik olarak benzeri iki türün çiftleştiğinde çocuklarının olması bazen mümkün olsa da bilim insanları ilk başta bu konuya kuşkuyla yaklaştı. Ortak DNA’nın bilgilerinden değil, bilinmeyen ortak bir atadan miras alındığını iddia ettiler. 

Günümüzde bu alandaki en uzman kişilerin artık bu sorunun yanıtının bilindiğini söylüyor. İçimizde biraz Neandertallik var! 

Serbest baş parmak

Primat atalarımızın elleri ağaçlarda yaşamaya uygun olarak evrimleşmişti. Serbestçe hareket edebilen ve diğer parmalara dokunabilen baş parmak ve düz parmak uçları hem ağaç dallarına sıkıca tutunabilme hem de küçük nesneleri tutup kullanabilme imkanı veriyor. Modern insanın baş parmağı primatların parmak oranı ile kıyaslarsak biraz daha uzun. Bu uzunluk hem daha güçlü olmasını hem de daha ince işleri başarabilmesini sağlıyor. Atalarımız bu baş parmak sayesinde farklı yiyeceklere erişebildi ve zamanla aletler üretmeye ve kullanmaya başladı.

ALETLER VE GELİŞMELER

Fiziksel adaptasyonlar ve yeni yetenekler insan türlerini nasıl geliştirdi?

Dört ana gelişme trendi insanları maymunlardan ayırıyor: Yaşam alanı olarak ağaç yerine zemini seçmek, iki ayak üzerinde yürümek, beyin-beden oranının yüksek olması ve sosyal organizasyon, teknoloji düşünce, iletişim ve kültür oluşturma, yani medeniyet.

Bu ayrışmanın nasıl gerçekleştiği hala tartışma konusu ve uzmanlar bu dörtlüden hangisinin önce, hangisinin sonra olduğu konusunda görüş ayrılığına sahip. Ancak iklimbilim bütün bunların nerede başladığına dair sağlam bir yanıta sahip. Yaklaşık 10 milyon yıl önce Afrika’nın iklimi değişti, tropik ormanlar yerini geniş çayırlara bıraktı. Yiyecek kaynakları azalınca iki ayak üzerinde yürüyen ilk insanlar yiyecek bulabilmek için uzun mesafelere gidebildiler ve giderken yiyecek ile sularını yanında taşıyabildiler.  Bitki örtüsünün boyu kısalınca dik durmak, bedeni yerin sıcaklığından ayırıp rüzgarda serinlemeyi de sağladılar.

Diğer gelişmelerin hangi sıra ile gerçekleştiğini belirlemek ise daha zor. Öncelikle, insan beyninin neden büyümeye başladığını bilmiyoruz. Sosyal etkileşim arttığından zihinsel beceriler daha çok önem kazanmaya başlıyor, taşlardan aletler yapmak için daha teknolojik düşünmek gerekiyor. Beynin büyümesinin nedeni insanların artık düzenli olarak sindirilmesi kolay, yüksek enerjili yiyeceklerle beslenmeye başlaması olabilir. Bir başka deyişle, insanlar et pişirip yemeye başladıktan sonra gelişimin ivmesi bir anda arttı diyebiliriz. Homo türünün bedeni sindirim sırasında daha az enerji harcamaya başladı ve bu enerji daha gelişmiş bedenler ve beyinler için kullanılmaya başlandı. Alet yapmak daha sistematik bir hale dönüştü, yapılan aletlerde de belli bir standart gözlemlenmeye başlandı. Uzmanlar bunun zamanla algıyı da geliştirdiğini ve dil, sembolik düşünce ve yaratıcılık şeklinde kendini göstermeye başladığını düşünüyor.

“İnsanlar yaklaşık 3 milyon yıldır alet kullanıyor”

Ölümcül silahlar

Neandertaller tarafında kullanılmış taşlarda bulunan yapışkan kalıntıları (ağaç özü veya katran olabilir) bu taşların bir zamanlar ahşap saplara tutturulmuş olabileceğine işaret ediyor. Bitki sapları veya deri parçaları ile bir sopaya sağlam bir şekilde tutturulan bu sivri taşlarla mızrak yapan Neandertaller, bu ölümcül silahlarla büyük hayvanları güvenli bir mesafeden vurup öldürebiliyordu. Ava grup halinde çıktıkları da düşünülüyor.

KÜLTÜR

İlk insanlar, etraflarındaki dünyayı nasıl algılıyordu? Bize geçmişe dair birçok şey anlatan fosiller maalesef kültür alanında sessiz kalıyor. Ancak, bundan 100,000 yıl önce Afrika’da kullanılan kabuklardan yapılma kolyeler atalarımızın da bizim gibi yaratıcı, kendini ifade etmeyi seven ve sosyal bir toplumda yaşadığını gösteriyor.

Lascaux France
Dev bir geyiği simgeleyen 40,000 yıllık bir mağara resmi. * Lascaux France

İLETİŞİM

Tüm canlılar birbiri ile iletişim kuruyor ancak dil (sesleri ve kelimeleri birleştirip anlam yükleme) sadece insanlara özgü bir iletişim yöntemi. Bunun nedenlerinden biri ses tellerimizin diğer primatlara göre gırtlağımızın daha alt bölümünde yer alması. Bu şekilde ağzımızdan çıkan seslere dilimiz ve dudaklarımız ile şekil verebiliyoruz. Dilin ne zaman nerede türediği bilinmiyor. Düşük gırtlak evrimi 300,000 yıl öncesine tarihleniyor ancak uzmanlar konuşma dilinin son 100,000 yıl içinde ortaya çıktığına inanıyor. Beden dili, hareketler ve basit sesler dilin ilk temelini atmış olmalı.

İŞ BİRLİĞİ

İnsanlar beraber çalıştığında daha çok işi daha kısa sürede, daha az güç harcayarak başarıyor. Aynı şey atalarımız için de geçerli. Gruplar halinde toplanıp saldırarak büyük hayvanları avlayabiliyorlardı. Böylece daha geniş bir yiyecek çeşitliliğine sahip oldular. Aynı zamanda görev dağılımı yaparak kaynaklarını saldırganlardan daha iyi korudular.

ATEŞ

Ateşe hükmetmek insanlık tarihinde bir dönüm noktası. Ancak bunun ne zaman ve ne şekilde gerçekleştiğini hala bilmiyoruz. Yanmış kemikler ve küller Homo ergaster’ın 1,5 milyon yıl önce Afrika’da ateşi kullandığının ipuçlarını veriyor. Ancak ateşi doğal koşullarda mı elde ettiler, yoksa “ateş yakmayı” biliyorlar mıydı? Bu soru hala yanıtlanamadı. Kontrollü ateş kullanımına dair kanıtlar 800,000 yıl önceye tarihleniyor. Kamp ateşleri sadece sıcaklık ve gece avlanan yırtıcılardan korunma sağlamıyor, aynı zamanda yiyeceklerin pişirilmesine de imkan veriyor. Böylece yiyecekler daha kolay sindirilmeye başlandı ve bunun beyin gelişimine büyük katkısı var.

Homo ergaster (çalışan insan), kafatası hacmi 880 cm³ olarak hesaplanmıştır. Turkana Çocuğunun Homo ergaster fosili olduğu düşünülmektedir.

Wikipedia

PROBLEM ÇÖZME

Beyin büyüyüp karmaşıklaştıkça ilk insanlar problemleri mantık ve yaratıcılık kullanarak çözmeye başladılar. Alet yapımından kıtaları aşmaya, ihtiyar ve zayıfları korumaktan birbirleri arasında iletişim kurmaya kadar gelişen bir dizi yetenek, atalarımızın hiç tanımadıkları bir dünyada hayatta kalmalarını ve zamanla bu dünyayı ele geçirmelerini kolaylaştırdı.

BEYİN BOYUTU

Memelilerde genelde beyin bedene göre orantılı bir büyüklüktedir. Çoğu primatın beyni bu oranı aşıyordu, ancak yaklaşık iki milyon yıl önce atalarımızın beyinleri bir anda daha da fazla büyümeye başladı. Sadece büyümekle kalmadı, yapısı da değişti. Örneğin öğrenmeyi tetikleyen bölgeler büyürken koku alma duyusunu kontrol eden bölgeler küçüldü.

GEZEGENİ NASIL ELE GEÇİRDİK?

Afrikalı yerlilerden dünya vatandaşlarına…

Dünya’daki 200,000 yıllık kısa tarihimizde Homo sapiens (bizden önceki insanlar türlerinin aksine) büyün gezegeni kolonileştirmeyi başardı. Afrika’dan ayrılıp dünyayı keşfe çıkan ilk tür biz değildik. Bazı atalarımız bu adamı yaklaşık 1.8 milyon yıl önce atmıştı.

“İnsanlar, dünyanın gördüğü en istilacı türlerin başında geliyor”

İlk maceraperest hominin dalgası önce doğuya, Asya’ya ardından da batıya, Avrupa’nın içlerine doğru ilerledi. Homo erectus Asya’ya yayıldı. Java’ya kadar ilerlerdi. Homo heidelbergensis ise hem Asya hem Avrupa topraklarına yerleşti. Kendi türümüze geline, bütün kanıtlar ilk 100.000 yılımızı Afrika’da geçirdiğimizi gösteriyor. Sorunlu geçen ilk göç dalgasından sonra bir kere daha denemek için 30.000 yıl beklemişiz. Ancak bu sefer tam bir toplu göç yaşanmış ve Homo sepiens 50.000 yıl içinde Antartika dışındaki tüm kıtalara hızlı bir şekilde yayılmış. Bu, bizi dünyada yaşamış en istilacı tür yapıyor.

Neden sürekli göç etmek istemişiz? Bazı bilim insanları bunun vahşi hayvanların, yani yiyeceğin peşinde gerçekleştirdiğimizi düşünüyor. Diğer bir grup uzman ise daha romantik bir teoriyi destekliyor. Yani bizi biz yapan “merak” duygusunun göçü tetiklediğini iddia ediyor.

TEHDİTLERDEN KORUNMAK

Modern insanlar, nesillerinin tükenmesini nasıl engelledi?

Altı milyon yıl boyunca süren insan evrimi süreci sonunda ayakta kalan tek tür Homo sapiens oldu. Peki bu başarının sırrı neydi? Bilim insanları bunu bizim uyum sağlamadıki yeteneğimize, iş birliği yapabilmemize ve soyut düşünebilme yetimize bağlıyor. Şurası açık ki, hiçbir hayvan türü insanlar kadar geniş bir habitata dağılmış olarak yaşamını sürdüremiyor. Afrika’dan çıkıp dünyanın dört bir tarafına yayılan insanlar gittikleri her yerde yerel yiyecekleri tüketerek ve farklı iklimlere uyum sağlayarak hayatta kalmanın bir yolunu buldu.

Bunun teknolojik ilerlemeler olmadan başaramazdık. Taklit yeteneğimiz, iletişim becerimiz ve öğrenme kabiliyetimiz ile nesillerden nesillere aktarılan ve gelişen bilgi dağarcığımız sayesinde tekerleği yeniden icat etmeye ihtiyaç kalmadan başarılı bir şekilde yaşamaya devam ettik.

Bu karakteristik özellikler değişimlere ayak uydurmamızı sağladı. 150.000 yıl boyunca süren buz devrinin ağır kış koşullarında doğu Avrupa’da modern insanlar soğuğa dayanmanın akıllıca yöntemlerini geliştirdiler. Hayvan derilerinden giysiler dikerek, mamut dişlerinden barınaklar inşa ederek, yiyecekleri bozulmaması için buzun içinde saklayarak bu zor zamanları atlattılar ve türlerinin devamını sağladılar.

HAYATTA KALAN BİR TÜR

Toprak, toplum ve bilim, modern insanlığı nasıl geliştirdi?

Modern insanların hayatta kalma mücadelesi ile uğraşan bir türden ayakları yere sağlam basan ve çevresine hükmeden bir türe dünüştüğü an yaklaşık 12.000 yıl önceye, tarımın geliştiği döneme denk geliyor.

O zamana kadar geçen milyonlarca yıl boyunca insanların hayatı alet yapmak, avlanmak ve yiyecek bulmak için gün boyu uğraşmakla geçiyordu. Bazı bitkileri ve hayvanları kontrollü bir şekilde yetiştirebileceğimizi keşfettiğimiz anda çiftçilere dönüştük.

Bu alanda gelişmeler kat ettikçe, insanlar yerleşik düzene geçmeye başladı. Köyler kasabalara, kasabalar şehirlere dönüşmeye başladı. Yiyecek kaynakları arttı, nüfus patlaması yaşandı ve tüm gezegeni ele geçirdi. Bu gezegeni bizim pencelerimizden artık sadece küresel bir felaket kurtarabilir.

Şehirler sosyal etkileşim merkezleri, fikir alışverişinin yaşandığı, teknolojik icatların ortaya çıktığı noktalar olmaya başladı. Artan nüfusla beraber yaratıcı düşünme ve farklı fikirler, zamanla teknolojinin daha da gelişmesine yol açtı. Matbaadan internete, ameliyatlardan aşılara, tekerleğin icadından uçaklara, baş döndürücü bir ilerleme gerçekleştirdik ve bu gelişim hızlanarak sürüyor…

NEREYE GİDİYORUZ?

İnsanlığın hikayesi elbette daha bitmedi. Beslenme şeklimizin değişmesi, hastalıklar ve hayat tarzımız genetik yörüngemizi yavaş yavaş değiştiriyor. Bazı bilim insanları insan evrimini hızlanmakta olduğunu iddia ediyor.

Peki gelecek bizim için ne getirecek? Tarihte ilk defa, genetik mühendislik sayesinde çocuklarımızın genetik yapısını direkt olarak değiştirebilme gücüne sahibiz. Ancak süper güçlü insan bedeni, eğer onu besleyecek ve yaşatacak bir gezegen olmazsa, hiçbir işe yaramaz.

Çevreye verdiğimiz korkunç zarar rağmen, yaptığımız hataları tamir edebilme gücümüz de olmasına rağmen, kısa vadeli kazanımlardan vazgeçip geleceğe bakmaya başlamamız gerektiği bir gerçek. Eğer bu gezegen insan nüfusunun ağırlığını kadıramayacak olursa, güzümüzü günün birinde uzaya dikmemiz gerekecek. Uzayı kolonileştirdiğimizde uzak gezegenlerde yaşayan, büyüyen ve evrimleşen nesiller belki artık alışılageldik “insan” tanımından uzaklaşacak.

İNSANLIK TARİHİNİN ZAMAN ÇİZELGESİ

  • 6-8 milyon yıl önce: insan ve maymun soyu son ortak atadan ayrılıyor.
  • 6-7 milyon yıl önce: Sahelanthropus tchadensis’te maymundan ayrıl edici bir özellik olan köpek dişleri görülüyor.
  • 6 milyon yıl önce: Sahelanthropus iki ayak üzerine kalkıp yürüyen ilk hominin oluyor.
  • 2-6 milyon yıl önce: Beyin yavaşça büyüyor. İki ayak üzerinde yürüme ve alet kullanımı artıyor.
  • 4 milyon yıl önce: Atalarımız çoğunlukla iki ayak üzerinde yiyiyordu ancak ağaçlara da hala rahatça tırmanabiliyordu.
  • 3.5 – 4 milyon yıl önce: Australopithecus türlerinin çoğu Afrika’da yaşıyor.
  • 3.5 – 4 milyon yıl önce: Doğurganlık düşüyor, türler modern insanlara daha fazla benzemeye başlıyor.
  • 2.8-4 milyon yıl önce: Homo genus ailesinin ilk üyesi, homo habilis, Afrika’da ortaya çıkıyor.
  • 2.6 milyon yıl önce: Teknolojinin doğuşu: Büyük taşları çekiç gibi kullanarak keskin taşlar üretiliyor ve silah yapılıyor.
  • 2.6 milyon yıl önce: Taş aletlerle yeni yiyeceklere, özellikle taze ete ulaşmak mümkün oldu.
  • 2,5 milyon yıl önce: Australopithecus africanus’ın omurgası darbelere karşı dayanıklı hale geliyor.
  • 2 milyon yıl önce: Aletler ve yiyecekler bulundukları yerden depolama yerlerine taşımaya başlandı.
  • 1,95 milyon yıl önce: Homo erectus ağaçlara tırmanmaktan vazgeçiyor ve yürümeye başlıyor.
  • 1,9 milyon yıl önce: Sindirim sistemi kısalıyor, beyin ve beden büyüyor.
  • 1,89 milyon yıl önce: Homo erectus’un bacakları uzuyor ve daha uzun mesafelere daha hızlı gitmeye başlıyor.
  • 1,8 milyon yıl önce: Ayaklar günümüzdeki modern halini alıyor ve iki ayak üzerinde durmak, yürümek ve koşmak kolaylaşıyor.
  • 1,8 milyon yıl önce: Homo erectus Afrika kıtasının sınırlarının dışına çıkan ilk hominin oluyor.
  • 1,6 milyon yıl önce: Formu belirlenmiş ilk alet: Neandertaller baltayı icat ediyor. 
  • 1,3 milyon yıl önce: Homo genus Avrupa’ya yayılıyor.
  • 800,000 yıl önce: İlk insanlar ateşi kontrol etmeyi ve ocak yapmayı öğreniyor.
  • 200.000 – 800.000 yıl önce: Dramatik iklim değişiklikleri daha büyük, karmaşık beyinlerin ortaya çıkışını tetikledi.
  • 400.000 yıl önce: Tahta mızraklarla hayvanları güvenli, uzak bir mesafeden avlamak mümkün oldu.
  • 400.000 yıl önce: Aileleri ve grup halinde yaşamaya başlayan kabileleri korumak için barınaklar inşa edildi.
  • 300.000 yıl önce: Alet üreticileri taşları yontarak uzun, keskin bıçaklar üretmeyi öğrendiler.
  • 250.000 yıl önce: Kömür kalemlerle çizimler yaparak sembollerle iletişime başladı.
  • 195.000 yıl önce: Dramatik bir iklim değişikliği sırasında Afrika’da Homo sapiens ortaya çıktı.
  • 160.000 yıl önce: Homo sapiens Afrika’nın güney kıyılarında kabuklu deniz hayvanları topluyor ve pişirip giyiyor.
  • 130.000 yıl önce: Modern insanlar uzun mesafeler arası kaynak değiş tokuşuna başladılar.
  • 100.000 yıl önce: Dini öğeler içeren ilk mezar bu döneme tarihleniyor.
  • 70.000 yıl önce: Homo sapiens’in Afrika dışına geniş kitleler halinde yayılışı başladı.
  • 40.000 yıl önce: Modern insanlar Avrupa’da ilk duvar resimlerini çizdiler.
  • 12.000 yıl önce: Tarımın icadı. Dünyanın çehresi bir daha eskiye dönülmeyecek şekilde değişmeye başladı.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir