Girişim

Felicis Ventures’ın kurucusu Aydın Şenkut kimdir?

Felicis Ventures’ın 48 yaşındaki kurucusu Aydın Şenkut, başarılı girişimcilerle başarısızlar arasındaki temel farkın kabiliyet değil, zorlukla karşılaşıldığında vazgeçmemek olduğuna inanıyor.

230’un üzerinde yatırım, 84 çıkış, 19 milyar dolarlık işlem değeri ve milyar dolar değerlemeyi geçen 13 girişim. Yatırılan her 1 dolar başına dokuz kat getiri. Google’ın ilk ürün müdürü ve 63’üncü çalışanı. İsminin önündeki bu rakam ve tanımlar, Felicis Venture’ın kurucusu Aydın Şenkut‘un 11 yıl içinde ABD’nin en etkin 20 yatırımcısı arasına girmesini sağladı. Ama onu asıl değerli kılan, risk sermayesi aleminin bilinen birçok ezberini tersyüz eden stratejisi…

Aydın Şenkut, 2005 yılının nisan ayında Google’dan sabbatical için ayrıldığında ‘zengin’ bir adamdı. Google’ın “ilk ürün müdürü” ve “63’üncü çalışanı” gibi Silikon Vadisi’nde yarı tanrı muamelesi görmesine yetecek ünvanlarına ek olarak elindeki hisse opsiyonlarının değeri 50 milyon dolardan fazlaydı. Önce, İstanbul’da yaşayan ve son dört yılda pek vakit ayıramadığı anne ve babasıyla bir Avrupa turuna çıktı. Ardından Palo Alto yakınlarındaki ABD’nin en varlıklı kentlerinden Atherton’dan birkaç milyon dolar değerinde bir ev ile Lamborghini satın aldı. Henüz 36 yaşındaydı ve her şey çok güzel gidiyordu. Üstelik bu molada gelecekte yapmak istediği işe de karar vermişti. Ona göre finans eğitimini ve Google tecrübesini harmanlayacağı ideal iş, internet yatırımcılığıydı. Yaz başında Google kanalıyla tanıdığı risk sermayesi şirketlerinin kapısını çaldı. Ama özgeçmişinde Boston Üniversitesi, Wharton School ile Silicon Graphics ve tabii ki Google yazmasına rağmen kimse ona iş vermedi. yaptığı onca görüşmede aldığı cevap aynıydı: “yatırımcılık deneyimine sahip olmadığı ve mühendislikten gelmediği için işe uygun değil.

Bu, hayatımda en sık duyduğum cümledir” diyor Aydın Şenkut, evinin çalışma odasında kahvesini yudumlarken “Aynı zamanda hayatımın da hikayesi. İlginçtir ki başvurduğum her işe uygun olmadığım söylendi. İnsanlar özgeçmişime bakarak yeterli olmadığımı düşündü. Bu da benim itici gücüm oldu. İstediğimi elde etmek için hiç vazgeçmedim, şartları sonuna kadar zorladım ve bugün bulunduğum yerdeyim.

Bugün bulunduğu yer? 48 yaşındaki Aydın Şenkut, risk sermayesi şirketlerinden gelen ve “en büyük şanslarımdan” dediği bu reddedilişinin akabinde ekimde, istifasını verdi, Aralık ayında da Felicis Ventures‘ı kurarak melek yatırımcılığa başladı. Ve aradan geçen 11 yılın sonunda Silikon Vadisi’nin en saygın 20 yatırımcısı arasında gösteriliyor. Adı Tim Draper, Jeff Clavier, Mark Suster ve Dave McClure gibi Silikon Vadisi’nin süperstarlarıyla yan yana anılıyor. Business Week onu 2012’de “ABD’de yılın melek yatırımcısı” seçti. Forbes ABD’nin en başarılı risk sermayesi yatırımcılarını sıraladığı 2017 listesinde 51’inciydi. Stanford’da gittiği bir eğitimde Şenkut ile tanışan 500 İstanbul ortağı Enis Hulli, “Saygı anlamında ekosistemde kesinlikle en tepede” diyor Şenkut için ve hemen ekliyor: “Ama bu saygının kaynağı Google değil, yatırımcı kimliği. Birinci portföy yatırımlarının aşırı başarılı olması çok ses getirdi. Bir de görece az yatırım yaptı. Yani 50 yatırım yapıp içinden biri başarılı olmadı. Nokta atışlarla birden çok hikaye çıkardı.

Gerçekten de öyle… Arda Kutsal’ın tanımıyla “fazla akıllı ve son derece mütevazı” Şenkut’un son 10 yılda yaptığı 230’ün üzerindeki yatırımdan dördü halka arz edildi. 80’i ise aralarında Apple, Microsoft, Google, Facebook, Cisco, Intel, Amazon, General Motors, Wal-Mart, Unilever, Monsanto gibi devlerin de bulunduğu şirketlere satıldı. Bu 84 işlemin toplam değeri ise 19 milyar doların üzerinde gerçekleşti. Daha çarpıcı olan aynı dönemde yatırım yaptığı girişimlerden tam 13 “unicorn” diye tabir edilen milyar dolar değerlemenin üzerinde şirket doğdu.

438 milyon dolar
Felicis Ventures’ın bugüne kadarki beş fonun toplam büyüklüğü.

Bu portföyün getirisi de isminin çevresindeki halenin artmasını sağlıyor. Bugüne kadar kurduğu ve toplam hacmi 438 milyon doları bulan eş fonu tam dokuz kat getiri sağladı. Yabi risk sermayesi işindeki genel hesapla Felicis yatırımcılarına toplam 2,7 milyar dolar kazandırdı. Aydın Şenkut ve Felicis ise bu rakamdan takriben toplam 550 milyon dolar kazanç elde etti (risk sermayesi fonları genellikle getiri üzerinden yüzde 20 yönetim gideri alır ama Şenkut bu rakamları onaylamadı) “Bu kazanç daha da artabilir” diyor Forbes ve aynı zamanda Midas List editörü Alexander Konrad, “Çünkü yatırımcısı olduğu Ayden ve Credit Karma çok yüksek değerlemeye ulaşmış durumunda”

Felicis yatırımlarında talep ettiği hisse miktarını belirlerken genelde iki model üzerinden gidiyor. Eğer yatırımın liderliğini üstleniyorsa ya da büyük miktarda para koyacaksa yüzde 7-15 arasında hisse istiyor. Stratejik dediği riskli ve yeni yatırımlardaysa yüzde 2-6 bekliyor.

Ama tüm bu parlak rakamların ötesinde Aydın Şenkut’a gösterilen “saygının” temel nedeni uyguladığı strateji ve getirdiği yeniliklerle risk sermayesi aleminin temel ezberlerini yıkması. Bir risk sermayedarı olarak işe başladığı dönemde (2010) ABD’deki fonlar sadece Silikon Vadisi odaklıyken Şenkut, Finlandiya, Kanada ve ABD’nin farklı eyaletlerinde girişim kovalıyordu ki Shopify, Rovio ve Ayden gibi büyük hikayelerini de ABD dışında buldu. Şu anda 13 ülkede yatırımı var ve 37 milletten kurucuyla çalışıyor. “İnsanlar dışarıdan bakınca her istediğimiz yatırıma kolayca girdiğimizi sanıyor. Bugün en hızlı büyüyen şirketimiz Avustralya’da, en değerlisi Hollanda’da, en büyük IPO’muz Kanada’da. Ama nihayetinde bu ülkelerde fonumuz yok. Bunu yapabilmemizin tek nedeni, girişim nerede olursa olsun bizzat gitmek, kendimizi beğendirebilmek ve yardımcı olabilmek.

Felicis Ventures’ın en başarılı ikinci çıkışı Shopify’ın halka arzdaki piyasa değeri: 1,27 milyar dolar

AIRBNB’Yİ ISKALAMAK

Aydın Şenkut’un ofisindeki duvarda Airbnb’nin kurucusu Brian Chesky‘ın “emin misin?” yazan e-postası basılmış halde asılı duruyor. “Evet kaçırdım” diyor. “2 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım yapma şansım oldu” Uber için de benzer bir hikayesi var. Ama hayıflanmakla hiç vakit kaybetmemiş. “Eğer bu iki şirket de büyüyecekse neye ihtiyaçları olacağını düşündüm ve uluslararası bir ödeme sistemine gerek olduğunu fark edip Morgan Stanley’e gittim” diye hatırlıyor. Banka ABD’de bu hizmeti veren şirketin ABD dışındaki tüm operasyonu Adyen isimli bir şirketin üstlendiğini aktarmış. Felicisi’in 2015’de 90 milyar dolarlık para transferini yöneten ve 2,3 milyar dolar değerleyi gören (2015 sonrası veri yok) Adyen yatırımı da böyle başlamış. Şenkut tam 2,5 sene Hollandalı ödeme sistemleri şirketini takip etmiş. “CEO ile tanışıp Hollanda’da yemek masasına oturana kadar iki buçuk sene geçti” diyor ve ekliyor: “En büyük ve en pahalı anlaşmalarımdan biridir Adyen. Ama bir başarısızlıktan başarı çıkardım.”

Bu coğrafi yayılmayı sağlayansa çeşitlilik. Şenkut, Felicis’in ekibini kurarken farklı milletlerden ve özgeçmişlerden erkek ve kadınların (15 kişilik ekibin dokuzu) olmasına özel bir önem verdi.

Çeşitlilik reklam değil, bir firmanın DNA’sının temelindeki şeylerden olmalı” diyor ve devam ediyor: “Sık kullandığım bir espiri vardır, “Türk bir risk sermayedarı Jamaikalı kızak takımına benziyor” diye. Bir işe başlamadan önce tanıdığım risk sermayedarlarının çoğu benzer geçmişlere sahipti. Ama erken aşamada yatırımlarda çok fazla rakamsal veri olmadığı için insanların sezgisi daha önemli. Farklı perspektiflere ihtiyacınız var. Dolayısıyla yatırımcının stili ve çevresinin farklı olması kritik bir avantaj haline geliyor.” Ardından hemen ekliyor: “Girişimciler tek tip insanlardan oluşmaz. Bizim de onlar gibi farklı kültürlerden oluşan bir yapımız var.

Diğer farklılıksa “kurucu dostu” (founder friendly) stratejisi. Bu kavram bugün artık temel kural ama 2010’da kimse itibar etmiyordu. O günlerde risk sermayedarları, girişimin neredeyse tüm süreçlerine müdahil olmaya çalışıyor ve günlük operasyonlarına bile karışmıyorlardı. Şenkut bunu hiçbir zaman yapmadı. “Bir kurucuya asla ‘hayır demeyeceğiz’ dediğimizde insanlar bunu sadece bir numara olduğunu düşündü” diyor, “Ama çok önemli olduğu ortaya çıktı” Ardından hemen ekliyor: “Yatırımda olay, nihayetinde para kazanmak. Ama bir yatırımcının, şirketi kurucudan daha iyi bilmesi mümkün değil. Dolayısıyla önemli olan her şeye yardımcı olmak değil, kritik zamanlarda bu yardımı verebilmek.

Şenkut’un yatırım stratejisi de ana akımın dışında. 500 İstanbul ortağı Enis Hulli‘nin “çok hoşuma gitmişti” dediği bu stratejiye göre Felicis, henüz pazar oluşmamış yeni bir teknolojiye inanıyorsa birden çok yatırım yapıp küçük küçük tohumlar ekiyor. İçlerinden biri iyi gittiğinde ise daha fazla yatırım yapıp büyütüyor. Bu stratejinin ikinci ayağındaysa mevcut pazarı bozan yeni bir oyuncu çıktığında daha büyük bir parayla giriyor ve piyasa ortalamasının daha az bir hisseye razı olarak giriyor. Hulli, “Birinde pazarın büyüyeceği varsayımına yatırım yapıyor, diğerinde ise şirketin.” diye özetliyor.

Diğer taraftan Felicis, ABD özelinde çoğu risk sermayesi firmasından farklı bir dalga boyunda faaliyet gösteriyor. Erken aşamalara göre daha büyük ama köklü geçmişe sahip fonlara göre daha küçük. Bu yapı, Şenkut’un büyük ve kalabalık organizasyonları sevmeyen tarzına da çok oturuyor. Son 200 milyon dolarlık hariç, Şenkut diğer dört fonunda 120 milyon doları geçmedi. (son fon da 120 milyon dolar seviyesinde olacaktı ama eski Google çalışanı Wesley Chan’ın katılmasıyla arttı)

Forbes editörü Alexander Konrad, 200 milyon dolarlık fon kurulduğunda (2016) yazdığı bir makalede “Felicis daha büyük fonlara giden bir yolda en ufak bir duraklama işareti vermeksizin ilerliyor. Ortaklar Şenkut, Wesley Chan, Renata Quintini ve Sundeep Peechu’nun istediği taktirde çok daha büyük fonlar yaratabilecek getirilere sahip olduğunu” yazmıştı. Ama Şenkut, milyar dolarlık rakiplerinden daha büyük hikayeler çıkaran bu modeli bozmak istemiyor. Seneye yatırımcı turuna çıkacakları altıncı fonlarının da 200 milyon dolar seviyesinde olacağını söylüyor. “Çünkü” diyor, “Daha dinamik ve ufak olmamız avantaj sağlıyor. Daha küçük hisse alımıyla başarı ve yüksek getiri ihtimali artıyor. Daha büyük fonlarda çok sık görüldüğü üzere “büyük çıkış” baskısının da ortadan kaldırıyor.

Aydın Şenkut kimdir?

1969, İstanbul doğumlu Şenkut hayata birçoklarına göre avantajlı başladı ama birçok şeyi de zor yoldan elde etmek durumunda kaldı. Girişimci bir anne babanın tek çocuğu. Robert Koleji mezunu babası tekstil işiyle uğraşırken Üsküdar Amerikan mezunu annesi halihazırda faal insan kaynakları şirketi Kare Danışmanlık’ın kurucusu. Gayrettepe’de büyüdüğü ve “gururlu” bir Alman Lisesi mezunu olduğunu anlatıyor.

13 yaşında kod yazmayı öğrendi ama lise sonrası aklında ailesinin de yönlendirmesiyle bankacılık veya finans okumak vardı. “Bir de” diyor “Evimize Time ve Business Week gelirdi. O dergilerde anlatılan CEO veya kurucuların hikayelerinden etkilenmişti. Ben de onlar gibi hikayelerimin anlatılmasını istiyordum.” Bu etki altında ODTÜ İktisat’ı kazandı. Ama gitmedi. “Kaynağını hatırlamıyorum ama sekiz yaşından beri en büyük rüyam” dediği “değişik ülkeleri görmek, başka insanlarla ve kültürlerle tanışmak” gayesiyle ailesini de ikna edip “1988’de ABD’ye Boston Üniversitesi’ne gitti. Burada iş idaresi ve finans okudu.

Onur derecesiyle üniversite bittiğinde çok fazla seçeneğe sahipti. Babası, tekstil işini devam ettirmesini bekliyordu; aile çevresi sayesinde de çok güzel iş fırsatları vardı; Unilever’den teklif almıştı. Ama Şenkut en zoru seçti. Üniversitenin ikinci ve üçüncü senesinin yaz tatillerinde staj yaptığı İsviçreli ilaç şirketi Roche, Fas operasyonuna CFO olarak katılmasını teklif etmişti. 23 yaşındaydı ve bu maceraya balıklama atladı. Bunun nedenini “insan kendi hikayesini yazmak istiyor” diye açıklıyor. “Bir de” diye ekliyor: “O yaştan beri ne yapacaksam, bunu dünya çağında yapmak hayalim vardı.

Ancak Fas macerası beklediğinden zor oldu. İlk işiydi ve tecrübesizdi. Arapça bilmiyordu üstelik Fransız müdür şüpheyle yaklaşıyor, Faslılar kabullenemiyordu. “Ama iyi ki yapmışım, insan zorluklarla büyüyor” diye andığı bu işte, bir buçuk sene kaldıktan sonra İsviçre’deki ekibe katılması için geri çağrıldı. Ama normalde terfi sayılabilecek bu davet onu pek memnun etmedi. “Roche çok büyük bir şirket ve ben, okyanusta küçük bir balık olmak istemedim” diye gerekçelendiriyor bunun nedenini.

Tekrar ABD’ye dönmeliydi. Üstelik Fas deneyimi hayata bakış açısını da değiştirmişti. Matematik ve finans konusunda uzmanlaştı ama Excel’de rakamları düzenlemek, onları raporlarını hazırlamak artık ilgisini çekmiyordu. Çocukluk hayali olan farklı kültürleri ve insanları tanımak bu şekilde mümkün olmayacaktı. Bir şekilde pazarlama öğrenmeliydi. Yine de işe devam etti, bir taraftan da İsviçre’de bir sene boyunca MBA sınavlarına hazırlandı ve Pensilvanya Üniversitesi bünyesindeki The Wharton School’un MBA programını (pazarlama) kazandı. Ama bu son okul olacaktı, o nedenle sadece MBA yapmak istemedi.

Üniversite bünyesindeki MA (sosyal bilimler) programına başvurdu. Fas deneyimi işe yaramıştı, “üçüncü dilim” dediği Fransızca sayesinde (program üç dil istiyordu) sınavı kazandı ve en genç öğrenci olarak 25 yaşında Brezilya eğitimi almaya hak kazandı. Bu program sayesinde bir sene Brezilya’da yaşadı ve Portekizce öğrenci.

Okul bittiğinde Jurassic Park’ın grafiklerini yapan Silicon Graphics’te iş geliştirme müdürü olarak işe başladım. Ne şirketin bulunduğu sektör ne de mevcut eğitimi ilk bakışta Şenkut’a pek ‘uygun’ görünmüyor. Zaten SGI hikayesi, onun “hayatımın hikayesi” dediği reddedilişlerin ilkiydi. Wharton’daki ilk senesinin sonunda staj yapmak üzere şirket seçmesi gerekiyordu. Okulun bitmesine iki ay kala Business Week’in kapağındaki SGI’yı görmüştü. “Hani bazen oluyor ya” diyor, “Bir ışık yanar. O kapağı görünce ‘bu şirkette olmalıyım’ diye düşündüm. Geleceğin bilgisayar sistemleri ve teknoloji olacağını, bir şekilde bu ekosisteme girmem gerektiğini hissettim.” Ama başvurmasına rağmen SGI, Şenkut’u değerlendirme listesine bile almadı. Tek teklif, Minneapolis’teki donmuş hamburger yapan bir şirketten gelmişti. “Bir şekilde yolunu bulacağım ve SGI’ya katılacağım” diye aklına koyduğunu anlatıyor. “Kampüse gelen şirketin müdürünü saatlerce bekledim ve ‘beni çağırıncaya kadar kapınızdan ayrılmayacağım’ diye tehdit ettim” diyor. Bu tehdit işe yaradı ama iş görüşmesine gittiğinde mühendis olmadığı gerekçesiyle kabul edilmedi. Yine de pes etmedi. Saatlerce bekleyip şirketin üç bölüm başkanıyla görüşmeyi başardı. Nihayet teklif almıştı. Şenkut, “Sıfır deneyimle ve yüzde 0,001’lik olasılığı tersine çevirmeyi başardım” diye hatırlatıyor o günü.

Ertesi gün, okul bittikten sonra SGI’ya geri döndü ve Temmuz 1996’dan itibaren üç buçuk sene çalıştı. Bu yılları “çok zor” diye tarif ediyor zira SGI o dönemde finansal açıdan sıkıntıya düşmüş ve işten çıkarmalar sürekli hale gelmişti. Son olarak ürün müdürlüğünü üstlendiği SGI’dan Aralık 1999’da Google’a geçmek üzere ayrıldı. Neden Google? Bu soru bugün için anlamsız olabilir ama 1999’da gayet makuldü. Arama motoru geliştirme fikri, başarı ihtimali düşük bir iş gibi görünüyordu, hemen her internet girişimi gibi. Üstelik Google sadece bir yıllık bir şirketti. Zaten o günlerde SGI’daki en yakın arkadaşı (Google’ın dokuzuncu çalışanı Georges Harik) aracılığıyla teklif aldığında anne ve babası hariç çevresindeki herkes, işi kabul etmemesini söylemişti.

Google dışında üç teklif daha vardı” diye hatırlatıyor Şenkut o günleri, “ve en kötüsü de Google’ınkiydi.” Şirket, çalışma izni konusunda destek vermiyordu; en düşük maaşı önermişti ve herşeyin ötesinde risk çok fazlaydı. “Fakat görüşme yaptığım bu dört şirket arasında Google çok farklıydı. Larry ve Sergey ile konuşunca etkileniyordunuz. Evli değildim, çocuğum yoktu. ‘Hayatımda bir risk alacaksam, o buydu’ diye düşündüm. Çok şanslıymışım tabii..” Ama Google’a geçmesi üç ay sürdü. Çalışma izni alamıyordu bir taraftan da Google’dan sürekli acele etmesini söyleyen ya da Amerikalı bir kızla evlenmesini salık veren e-postalar alıyordu. “O kadar korkuyordum ki tekliflerini geri çekecekler diye. Hala kabusuma girer o günler” diyor.

“Google’ın 11 farklı dilde açılması işini altı ayda hayata geçirdim. Ertesi gün Larry Page, ‘hiç fena değil, şimdi de bir ayda 100 dile ulaşmanı istiyoruz’ dedi”

Aydın Şenkut, üç aylık bir bekleyişin ardından Google’ın 63’üncü çalışanı (bu olacaktı) ve ilk ürün müdürü olarak işe başladı (Facebook’un dört numarası Taner Halıcıoğlu’ndan sonra Türkler arasında ki en yüksek mertebe). Google o günlerde sadece mühendislerden oluşan bir şirketti, Şenkut’un tek avantajıysa beş dil bilmesiydi. Zaten işi de Google’ı farklı dillerde çevrilmesi oldu. İlk senesinde Google’ı 11 farklı dilde açılması operasyonunu üstlendi. “Bunu altı ayda gerçekleştirdim” diye hatırlatıyor Şenkut, “Ertesi gün Larry, ‘hiç fena değil’, şimdi de bir ayda 100 dile ulaşmanı istiyoruz’ dedi. Kişinin sınırları zorlayacak şeyler talep ediyorlardı. Ve bunun nasıl olacağını sorduğunuzda ise ‘yeteri kadar zekisin bunu çözebilirsin’ diyorlardı. Mevcut düşünce sistemiyle o hedefleri gerçekleştirmenize imkan yoktu. Dolayısıyla bakış açımızı değiştirmek zorundaydık. Hiç bir işimde bu kadar çok meydan okumayla karşılaşmamıştım. Fakat zor olmasına rağmen de çok eğlenceliydi çünkü bir kez yapınca inanmaya başlıyorsunuz.

Google’ı 100 dile açma hedefi aslında çocukluk rüyasının da gerçekleşmesi demekti. Zira Google’ın ABD dışında ofisi yoktu ve arama motoru başka dillerde açılacaksa iş bağlantıları kurmak için dünyayı dolaşması gerekecekti. “Rüya gibiydi. 40 ülkeye gittim” diye anlatıyor, “Bir ülkeye gidiyor ve Google’ın ilk operasyonunu başlatıyordum. Bana en çok gurur veren insanların şaşkınlıklarıyla. Hem Google’dan geliyordum hem de Google’ı bir Türk temsil ediyordu.

Yaklaşık 6 yılın ardından Şenkut, kısmen İsviçre, Roche’deki gibi hissetmeye başladı. Google tüm zamanının beraber geçtiği bir nevi aileyi andıran 100 kişilik bir şirketten 3 bin kişilik dev bir operasyona dönüşmüştü. Bir süre ara yönetici pozisyonu, daha detaylı raporlama süreçleri nedeniyle artık Google’ı kendini geliştirebileceği bir yer olarak görmüyordu. O günkü hissiyatını şöyle anlatıyor: “İçimdenki ses: ‘başarıyı yakaladın, Larry ve Sergey de cömert davrandı, fırsat verdi ama sonuçta Google, Larry ve Sergey’in şirketi. Kalırsan bir daha hiç bırakamayacağın bir noktaya gelecek’ diyordu.

Google’dan başka bir şirketin ona birşeyler katabileceğinden emin değildi. Anne ve babasının da girişimci olması nedeniyle kendisinin de sıfırdan bir şirket kurması gerektiği fikrine iyice kapılmıştı. Yaşı (35) itibarıyla da bir iş kuracaksa çok büyük enerji gerektireceğinden tam zamanı olduğunu düşünüyordu. Ama sıfırdan bir girişim kuracağı ne iyi bir fikri vardı ne de yol arkadaşları…

Bu kafa karışıklığı içinde Nisan 2005’te altı aylık uzun bir tatile çıktı. Ailesiyle vakit geçirdi, ev ve otomobil aldı; yaz başında yapacağı işle ilgili netleşmişti. Google halka açıldıktan (2004) sonra çok güzel bir sermaye elde etmişti (kendi ifadesiyle işe girdiğinde elde ettiği hisse operasyonlarının değeri 100 milyon doların altında ama 50 milyon doların üzerindeydi). Yani parası vardı. Google da ona “şirket nasıl geliştirilir, ürün pazara nasıl sunulabilir” konusunda eşsiz bir tecrübe sağlamıştı. Ve tabii ki tüm eğitim hayatı finans üzerineydi. “Çok açıktı aslında” diyor aradan geçen zamana bakarak “Üstelik o dönemde yüksek profilli yatırımcı da yoktu. Yani melek yatırımcılığa başlamak için en doğru dönemmiş.” Şimdi öyle görünebilir ama Şenkut o günlerde kendisine baktığında, gördüğü sadece yetersizlikti: “Google dışında insan tanımıyorum. Kurucuların hissiyatlarını ve nasıl yatırım yapıldığını bilmiyorum.

O nedenle tecrübe kazanabileceği bir risk sermayesi şirketinde birkaç sene çalışmayı düşündü. Henüz tatili devam ederken Google aracılığıyla tanıdığı risk sermayesi şirketlerine iş başvurusunda bulundu. Ve istisnasız hepsinden red aldı. “Haksızlar diyemem çünkü o zamanlarda benim gibi bir profile alışık değiller. VC yapmamışım, mühendis değilim, Türkiye’den geliyorum. Kafalarında ne kadar formül varsa hiçbirine uymuyorum” diyor, “Yapamayacağımı söylediler. Bu da benim itici gücüm oldu. Aksini düşünüyordum ve yapabileceğimi ispat etmek istedim.

Aydın Şenkut, “Google’dan ayrılmış isimler arasında ilk melek yatırımcı” unvanıyla, Latince “şanslı” anlamına gelen Felicis’i Aralık 2005’te kurdu. İlk yatırımını da Ocak 2006’da 50 bin dolarla Shazam benzeri ses ve insan sesini ayırma uygulaması Soundhound’a yaptı. (hala portföyündeki şirket Ocak’ta 75 milyon dolarlık yeni bir yatırım aldı ve değerlemesi milyar dolara yaklaştı). Şenkut’un kariyerinde 2006 – 2010 arasında “melek yatırımcı” olarak anıldığı ilk dönemi temsil ediyor. Tek başına çalıştığı ve dört yıl içinde toplam 80 girişime servetinden 4,5 milyon dolar aktardığı bu dönemde 100 milyon dolara satılan Mint ile 2012’de Cisco’ya 1,2 milyar dolara satılan Meraki gibi şirketler çıkarmayı başardı. 600 milyon dolarlık 12 çıkış gerçekleştirdi. Toplam kazancı ise yaptırdığı paranın yaklaşık 9 katı oldu. Yani 4,5 milyon dolara 40 milyon dolar getiri sağladı.

Aydın Şenkut Türkiye’ye yatırım yapmayı düşünüyor mu?

Aydın Şenkut’un en çok karşılaştığı sorulardan biri, “Türkiye’ye yatırım yapmayı düşünüp düşünmediği“. Şenkut şimdiye kadar Türkiye’de sadece bir yatırım yaptı. 2013’te Team Europe ve Point Nine Capital ile birlikte mobil reklam ağı Mobilike‘a ortak oldu. Şirket 2015’te mobil reklam platformu Opera Mediaworks‘a satıldı. Şenkut da böylece yatırımdan çıkmış oldu. Türkiye’ye baktığını ama büyüyen işlerin pek ilgisini çekmediğini söylüyor. “Logo Yazılım gibi enteresan şirketler çıkıyor. Ama iki sene öncesine kadar girişimlerin çoğu ya e-ticaret ya da oyun üzerineydi. Bunlar stratejimize uymuyor” diyor. Diğer taraftan Türk girişimcilerinin dünya çağında bir liderlik potansiyeli üretemediklerini düşünüyor. Mevcut büyük çıkışların bile ülke içinde kaldığını söylüyor. “Girişim tek bir ülkede başarılı oluyorsa, ülke risklerine çok açık hale geliyor” diyor ve ekliyor: “Stratejimiz böyle olduğu için bir fırsat gelmedi şimdiye kadar ama gözümüz ve kalbimiz açık.

Felicis özellikle iki kategoriye ayırdığı alanlara yatırım yapıyor. Bunlardan ilki, tüketici interneti ve kurumlara yönelik çözümler. Bu başlığın altındaki kapsamsa daha dar: Fintek, sağlık teknolojileri ve yapay zekanın iyileştirdiği çözümler. Odağın diğer yarısını ise “öncüler” dedikleri pazarı henüz oluşmamış teknolojiler oluşturuyor.

Tecrübesizliğine rağmen bu başarıyı biraz deneme yanılmaya biraz da 2008 Krizi’nin etkisiyle piyasada oluşan boşluğa bağlıyor. Bir diğer şansını, girişim kurma maliyetlerinin bulut gibi teknolojilerle nispeten düşmesi sayesinde melek seviyesindeki yatırımların daha ılımlı hale gelmesi olarak gösteriyor. Asıl odağının ise “isim yapmak” olduğunu anlatıyor. “Kurucular niye sizinle çalışacak? Eğer iyi şirketlerin yatırımcısıysanız, kabul edilmeniz kolaylaşıyor. Dolayısıyla bu noktaya gelebilmek lazım” diyor.

Bunun için de piyasadaki genel yatırımcı davranışının tersine hareket etmiş. O günlerde yatırım şirketlerinin hem düşük değerlemeden yüzde 20-25 pay hem de lokasyon olarak yakınlık istediklerini anlatıyor. “Önemli olan potansiyeli bulmaktı. Hisse payım düşük, değerleme dolayısıyla vereceğim para yüksek olabilirdi; Silikon Vadisi’nde olmak zorunda değildi, nihayetinde Google’dan tecrübeliydim” diyor ve ekliyor: “Bir de herkesin ihtiyacına hitap eden uygulamaları seçtim, mevcut çözümlerle iyi bir alternatif olup olmayacağına odaklandım. Pazar da büyükse yeteri kadar potansiyeli olduğunu düşünüyorum.

Bu stratejinin en belirgin örneklerinden biri, Youtube. Melek yatırımcılığa başladığı dönemde popüler olan Youtube’un yaratacağı dalgayı fark etmiş ama benzeri bir uygulama yerine video işinden para kazandıracak çözümler sunan girişimlere yönelmiş. “Çok değerleneceklerini düşünerek üç tane video reklam hizmeti veren girişime yatırım yaptım” diyor. Hakikaten de öyle oldu. Bu şirketlerden BrightRoll‘u 640 milyon dolara Yahoo, Scanscout‘u 65 milyon dolara Tremor Media satın aldı. Üçüncü şirket Yume ise 312 milyon dolar değerle halka arz edildi.

Tüm bunlara ek olarak “anti fragile” (kırılgan olmayan) adını verdiği ve hala izinden ayrılmadığı bir strateji uygulamış. Buna göre çok fazla ve birbiriyle korelasyonu olmayan yatırımlar yapmış. “Pazarda ne olursa olsun portföydeki şirketlerinden bazıları etkilenmeden yoluna devam edebilir diye bu stratejiyi uyguladım. Bunun çok katkısı oldu” diyor.

Bu kendini sınama dönemi 2010 başında Aydın Şenkut’u artık başka bir evreye geçmeye yani fon kurmaya zorluyordu. Zaten portföyü de, melek yatırımcılık kategorisinin ötesine nitelik ve nicelik olarak geçmişti. 12 de çıkış vardı. Bu haliyle “sınırlı ortak” denilen üniversite fonlarının, bireysel yatırımcıların parasını çekip çekemeyeceğini görmek istediğini anlatıyor. “Melek yatırımcıyken sermayem Google’dan gelen paraydı. Risk alıyordum elbette ama o para da giderse hayatımda değişen birşey olmayacaktı” diyor, “Ama yatırım yaptığım girişimlerin kurucuları hayatlarını ortaya koyuyor. Ben de aynı şeyi hissetmek istedim. Ve gerçekten başkasının parasını yönetmenin ne kadar zor olduğunu gördüm.

Ama asıl zorluğu parayı bulurken yaşadı. “Hayatımın Hikayesi” bir kez daha iş başındaydı. Altı ay boyunca kapısını çaldığı tam 40 yatırımcıdan “hayır” cevabı aldı. Ancak henüz bir yıl önce kurulan ve değişik üniversitelerin parasını yöneten bir fonların fonundan ilk olumlu yanıtı alabildi. Piyasadaki en küçük fonların bile 100 milyon doları varken “Felicis II” adı verdiği fonunu 10 yatırımcı ve 41 milyon dolarlık taahhütle kapatabilmişti. 40 “hayır” cevabına rağmen nasıl devam edebildiğini ise şöyle anlatıyor: “Başarılı yatırımcılar ya da girişimciler ile başarısız olanlar arasında aslında kabiliyet olarak çok fark olduğunu zannetmiyorum. Bence fark, zorluk olduğunda durmamak ve devam etmek… İnsanlar “tecrübeniz yok, yapamazsınız ve çokça hayır” diyebilir. Bunları duyduğunuzda üzgün olmak yerine o enerjiyi alıp ‘belki hikayemizi daha iyi anlatabiliriz, stratejiyi yeniden revize edebiliriz’ gibi kendinize bakmalı, ilerlemeye devam etmeli ve teslim olmamalısınız.

Bu hayatının olduğu kadar şirketi Felicis’in de mottosu. Angry Birds oyunuyla bilinen Rovio yatırımı da bunun en iyi örneklerinden. Rovio, 2010 sonrası dönemin ilk yatırımlarından. Aydın Şenkut’un popülerliğinde de büyük etkisi var. 2010’da Rovio’nun Angry Birds’ü, App Store’de bir numaralı oyundu ve dünyayı kasıp kavurmanın arifesindeydi. Dolayısıyla yatırımcıların da radarındaydı. Rovio’nın kurucusuyla bir konferansta tanıştığını hatırlayan Şenkut, “20 yatırımcı ilgileniyordu” diyor. Ama Mart 2011’de 42 milyon dolarlık tura Atomico ve Accel Partners ile Felicis de dahil olmayı başardı.

angry birds

Angry Birds’ün yapımcısı Rovio, kuşkusuz Aydın Şenkut’un en popüler yatırımı. Bugüne kadar 3,7 milyar kez indirilen oyunu ilk kez 2009’da çıkaran şirketi ikna etmek için 6 ay uğraştığını anlatıyor. Felicis, Mart 2011’deki 42 milyon dolarlık tura üçüncü ve küçük yatırımcı olarak katıldı.

Normal koşullarda hiç milyar dolarlık girişim çıkarmamış, kendisi gibi girişim sayılabilecek, tanınmamış üstelik sadece 41 milyon dolarlık fonu olan bir yatırımcı, Rovio gibi bir şirkete hele de bu kadar popülerken asla giremez. Şenkut, “Sihir de bu” diyor, “Dünyanın en iyi sporcuları, hiçbir zaman normalde yapabilecekleri kadarını yapıp bırakmıyor. Ben de fonu sadece imkan dahilindeki yatırımlara yöneltseydim, hiçbir yere gidemezdik.

Peki Rovio’yu nasıl ikna edebildi?

Tam dokuz ay uğraşmış. Silikon Vadisi’nde, Londra’da görüşmüşler, Helsinki’de iki kez ziyaret etmiş Rovio’yu. “Normalde yatırımcılar çok büyük güce sahip oldukları için Rovio gibi bir şirketin kendilerine gelip neden para istediğini anlatmasını bekliyor” diyor, “Ben bunu tersine çevirdim, Finlandiya’ya gittim, onları yerlerinde ziyaret ettim, nasıl katkı sağlayacağımı anlattım vs.” Bugüne kadarki ikinci en büyük çıkışı olan 10 milyar dolarlık Kanadalı Shopify’ın da benzer bir hikayesi var. Yedi tanışma e-postasının sonunda gelen “tamam” yanıtı üzerine ertesi sabah Ottowa’ya gittiğini anlatıyor.

2011’de ilk fonun yatırımlarından Fitbit (en yüksek değerlemeli çıkışı), Shopify, Rovio’nun halka arz edilmesiyle artık Şenkut’un repütasyonu, Felicis’in algısı tamamen değişmişti. Melek yatırımcılık da bitmiş, kendi ifadesiyle üniversiteye geçip risk sermayedarı olmuştur. Artık tek kişi de değildi (ekip şu anda dördü yatırımcı ortak olmak üzere 15 kişi son olarak Ocak 2015’te eski Google çalışanı Wesley Chan ortak olarak katıldı). 2012’de 71 milyon dolarlık “Felicis III” ve nihayetinde 2016’da 200 milyon dolarlık “Felicis V” fonları geldi. Halihazırda yarısını harcadıkları bu fonu seneye kapatacaklar.

Silikon Vadisi’nde iki tür yatırımcı tipi vardır. İlki çok göz önünde onalar. Bir de hiçbir yerde görünmeyen, adı bile duyulmamış ama büyük yatırımları olanlar. Aydın Şenkut, şirketi Felicis gibi bu iki tipolojinin tam arasında duruyor. Medyatik olmakla zerre kadar ilgilenmiyor, sosyal medyayı çok sınırlı kullanıyor ama olabildiğince etkinliklere katılıp deneyimlerini aktarmaya çalışıyor.

Yatırımcılığı da çocukluk hayalini yani dünyayı görme ve farklı insanları tanımasına imkan verdiği için tutkuyla seviyor. Heyecanının hiç azalmadığını söylüyor ve sabahın bu saatindeki temposundan gayet mutlu. “Şanslıyım” diyor, “Başarılı olmak, para kazanmak güzel elbette. Ama bence bir insanı hayatta en memnun edecek şey; uğraştığı her neyse onu gerçekten iyi yapabildiğini, o işte kabiliyeti olduğunu bilmek. Bu benim için belli ki yatırımcılık. Bu da beni mutlu ediyor. Daha güzel birşey olamaz. Para kazanmasam bile devam ederim.” Bu ihtimal dahilinde değil. Çünkü portföyündeki sadece iki şirket, Aydan ve Credit Karma’nın 2015 rakamlarıyla bile toplam piyasa değeri 5,5 milyar doların üzerinde.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Harika bir içerik olmuş. İnanılmaz etkinlendim ve çok şey öğrendim. Ellerinize sağlık!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir